İyileştiren, Sürdürülebilir Kültürel Miras – Murat AKAR

Türkiye’nin Güneydoğu ve Suriye’nin kuzey illerini etkileyen Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin beraberinde getirdiği ve kuşaklar boyunca hatırlanacak olan bireysel ve toplumsal yıkım, Antakya gibi neredeyse bütün yapıların hasar aldığı kent merkezlerinin çok daha üstündedir. Bu nedenle, bir yandan depremden etkilenen kentlerin yeniden inşa süreci devam ederken, diğer yandan da bireylerin ve toplumların iyileşme sürecinin de çok katmanlı bir yapıda kurgulanması gerekliliği ortaya çıkmıştır.

Bu çalışmada, birçok ekip üyesi depremlerden birinci derecede etkilenen Mukiş Krallığı’nın başkenti Aççana Höyük, Eski Alalah kenti kazıları kapsamında yürütülen kerpiç anıtların korunmasına yönelik sürdürülebilir kültürel miras projesinin ilksel sonuçları aktarılmıştır. Yüzyıllık bir arkeolojik araştırma geçmişine sahip bir coğrafyanın sosyo-politik gelişimleri, çevresel değişimleri ve doğal afetler kıskacında Türkiye-Suriye sınırına 3 km mesafede yer alan bir kültürel miras alanında deprem sonrası yürütülen koruma çalışmaları, hatırlama, sahiplenme ve iyileştiren arkeoloji teması altında sunulmuştur.

Deprem sonrası sürdürülebilir ve topluma kazandırılabilir kültürel miras farkındalığı yaratmak ve kültürel mirasın korunması sürecini kolektif çabaya dönüştürmeye imkân tanıyacak örnek çalışmalara değinmekte yarar vardır. Bütün inançların temelinde yer alan toprakla bir olma kavramı ve toprağın yaşam ve ölüm döngüsü içerisindeki maddi ve metafizik önemi, insanlık tarihi içerisinde binlerce yıllık geçmişe sahiptir.

Sanayi devrimi, dünya savaşları, hızlı kentleşme gibi 19. ve 20. yüzyılların global sosyo-politik ve ekonomik süreçleri zaman içerisinde bireyin ve toplumların çevre ile olan bağının kopmasına ve yeni yaşam pratiklerinin şekillenmesine yol açmıştır. Anadolu ve Mezopotamya’da binlerce yıllık geçmişe sahip olan kerpiç mimari de bu modernleşme süreci içerisinde kaybolan bir geleneğe dönüşmüştür.

Günümüzde insanın etkileşim içerisinde olduğu dünyaya geri dönüşü olmayan zararlar vermesiyle somutlaşan insan-çevre kopukluğu beraberinde global ekolojik krizlerin tetiklenmesine yol açmıştır. Bundan 20 yıl öncesine kadar “iklim krizi” gibi kavramlar gündelik hayatımızın literatüründe yer almazken, 21. yüzyılın bir ekolojik krizler dönemi olduğu açıkça hissedilmektedir. Dünyanın doğal devinim süreci içerisinde oluşan 6 Şubat depremlerinin etkileri, bu nedenledir ki hem bir doğal afet hem de insan-çevre ilişkilerindeki kopukluğun, sürdürülebilir, doğayla barışık ve ekolojik dengeyi göz ardı eden bir yapılaşmanın sonucu olduğu inkâr edilemez bir gerçekliktir. Sayısı 50 bini aşan hayatların kaybedildiği bu afetin ardından, arkeolojik dokusu tamamıyla kerpiç ile şekillenen ve dört bin yıllık tarihi olan kent belleğinin temelini oluşturan toprak mimarinin korunması ve yaşatılmasının hem somut mirasın hem de günümüz bireylerinin ve toplumlarının deprem sonrası iyileşme sürecinde bir rolü olabilir mi? İyileştiren Arkeoloji yeni bir kavram olmakla beraber dünyadaki sayılı örnekleri savaşlar, doğal afetler gibi birçok farklı nedene bağlı oluşan toplumsal travmaların giderilmesinde kültür mirasının güçlü bir araca dönüşebileceğini göstermektedir.

 

UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan kerpiçten inşa edilmiş Cenne Camii (Mali), soyut ve somut mirasın en önemli temsilcilerinden biridir. Birey ve toplumların dini inançları çatısı altında, kolektif çabaları sayesinde ayakta kalabilen bu yapı, Aççana Höyük’te gerçekleştirdiğimiz bu çalışmanın fikirsel altlığını oluşturmaktadır. Her yıl çamur sıvasıyla yenilenen bu camiinin yıllık bakımı sadece bir kurumun sorumluluğunda değildir. Çevrede yaşayan bütün toplumlar, dini bir görev olarak, yapının yıllık bakımını bir ritüelin parçası olarak beraber gerçekleştirmektedir. İnsan ve toprak arasında inançla şekillenen bu kolektif çaba, kültür mirasının yaşatılmasında eşsiz bir örnek olarak değerlendirilmelidir.

Aççana Höyük’te 2023 yılı çalışmalarında görev alan ekip üyeleri, depremin yarattığı etkilerden fazlasıyla etkilenmişlerdir. Yakınlarını kaybeden ve yaşadıkları şehrin yok oluşuna tanıklık eden her bir bireyin zor koşullar altında çalıştığı bu proje bizleri bedenen yıpratırken, ruhen iyileştirmiştir. Hasar gören yapıların yıkımlarının devam ettiği bir kentte, birçok farklı ülkeden meslektaşın bir araya gelmesiyle, kültür mirasını sahiplenme ve yaşatma ortak bir çabaya dönüşmüştür. Bu bağlamıyla birbirine kenetlenen ve acılarını paylaşan ekip üyelerinin ortaya koyduğu ilksel sonuçlar, arkeolojiyle iyileşme kavramının mütevazı bir örneği olarak sunulmuştur. Sürdürülebilir kültürel miras ve iyileştiren arkeoloji teması altında yürüttüğümüz arkeolojik araştırma ve restorasyon çalışmalarının toplumsal bellekte yer edinmesinin uzun vadede ve ancak çok kimlikli bir katılımcı çeşitliliğiyle sağlanabileceğinin vurgulanması gerekmektedir.

Kentin korunmasına yönelik başlattığımız bu proje kapsamında farklı yaşlardaki bireylerin alanda yapılan çalışmalara katılabilme imkânının yerel ve merkezi yönetimler nezdinde sağlanmasıyla birlikte kültür mirasının yaşatılmasında toplumsal farkındalığın önü açılabilecektir. Bugün sahada görev alan her bir bireyin elinden çıkan kerpiçler kendine özgü kimlikleriyle sembolik bir değer kazanmaktadır. Bu nedenle de depremlerde birçok kültürel
değerini yitirmiş bir kentin sakinlerini ve ziyaretçilerini alanı sahiplenmeye davet eden bir soru sormak gerekmektedir. Bir kerpiç de sen yapmak ister misin?6

6 Kısa bir özet olarak sergi kataloğunda yer alan bu bölüm, ‘Akar, M. (2024). Sürdürülebilir Kültürel Miras ve İyileştiren Arkeoloji: Kahramanmaraş Merkezli 6 Şubat Depremleri Sonrası Aççana Höyük, Eski Alalah Kenti Kerpiç Anıtlarının Korunmasında Kolektif Süreçler. Anadolu Anatolia (50), 29-53.’ makalesinden derlenmiştir

Diğer Yazılar