Afetin Sonrası: Kültürel Mirasın Korunması ve İhyası – İbrahim Yusuf IRMAK

“Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen iki kazma, iki kürek, iki de ırgat gerek / Hadi gel geri yapalım şunu desen bir Sinan bir de Süleyman gerek.”

İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un bu dizeleri, bizlere miras bırakılan eserlerin kıymetini ve onları yaşatıp korumanın en önemli gayelerimizden biri olduğunu derin bir şekilde hatırlatmaktadır. İnsan eliyle yapılan eşsiz eserler, asırlar boyunca milletlerin kimliğini, inancını ve anlam dünyasını yansıtarak günümüze ulaşmıştır. Ancak depremler, bu nadide eserleri tehdit eden en büyük risklerden biri olmuştur.


Depremler yalnızca can ve mal kaybına değil, aynı zamanda medeniyetimizin hafızasına da zarar verebilir. Bir cami kubbesi, bir han duvarı ya da bir köprü kemeri yıkıldığında, sadece taş ve harç parçalanmaz; bir milletin hatıraları, geçmişiyle kurduğu köprü de zarar görür. Afet sonrasında bir şehrin yeniden inşası, yalnızca fiziksel yapıların, yol ve altyapı sistemlerinin onarılmasıyla sınırlı değildir; aynı zamanda kentin kültürel mirasının korunması ve yeniden ihyasıyla da tamamlanmalıdır.


Bir eseri ihya etmek, o eserin sahibinin ruhunu ve çağını yeniden diriltmek demektir ki bu çoğu zaman son derece zor ve hassas çalışılması gereken bir konudur. Şehirlerdeki eserlerin ihyası ve sürdürülebilirliği, bilimsel yöntemlerle yapılan restorasyon çalışmaları, risk azaltıcı projeler ve bilinçli toplumun desteğiyle mümkündür. Geleneksel mimarinin taşıdığı bilgi ve değer, çağdaş mühendisliğin imkânlarıyla bir araya getirilerek, eserlerin gelecek nesillere güvenle aktarılması mümkündür. Aynı zamanda toplumun tüm kesimlerinin bu konuda duyarlı olması, sahiplenici bir bilinç geliştirmesi büyük önem taşır.


Afet sonrası süreçte kültürel mirasın korunması yalnızca maddi bir kazanım değildir; aynı zamanda toplumsal psikolojiyi ve aidiyet duygusunu güçlendiren önemli bir unsurdur. Zira bir şehrin simgesi haline gelmiş tarihi bir yapının yeniden ayağa kalkması, topluma güven ve direnç aşılar. Bu sebeple, kültürel mirasın korunması ve sürdürülebilirliği, afet sonrası şehirlerin yönetim planlarının ayrılmaz bir parçası olarak görülmelidir.


Bir eserin ihyası tamamlandığında, o yapının sürdürülebilirliği ve toplumsal yaşamla yeniden bütünleşmesi, en az restorasyon kadar önemlidir. İhya edilen yapılar, müze, kütüphane veya kültür merkezi gibi işlevlerle hayata katılarak, o şehrin can damarı olmaya devam etmelidir.


Kültürel mirasın ihyası, milletin kimliğini, tarih bilincini ve gelecek nesillere olan sorumluluğunu somutlaştıran, şehirleri kökleriyle yeniden buluşturan uzun soluklu bir taahhüttür. Bu taahhüt, Sinan’ın eserini bir kazma, kürek ve ırgatla yıkmanın kolaylığını değil; Süleyman’ın iradesi ve Sinan’ın dehası ile yeniden inşa etmenin azmini ve zorluğunu yansıtır.

diğer Yazılar