Hatay’ın Kayıp Mirası: Deprem Sonrası Tarihi Yapılar – Yakup ÖZEV
Kahramanmaraş merkezli depremlerde ülkece hem maddi hem de manevi olarak büyük yıkımlara şahit olduk. Bu bağlamda özellikle tarihi yapılarımız daha önce hiç şahit olmadığımız kadar
Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM)’un 2022 yılında Prag’da gerçekleşen kongresinde kabul edilen tanıma göre müze, somut ve somut olmayan mirası araştıran, toplayan, koruyan, yorumlayan ve sergileyen, kâr amacı gütmeyen, toplumun hizmetinde olan kalıcı bir kurumdur. Bu tanım çerçevesinde müzeler; koleksiyonları, ziyaretçileri, uzmanları ve yapılarıyla bir bütün olarak sürdürülebilirliği güvence altına alınması gereken kurumlardır.
Geçmişin bilgisini günümüze taşıyıp, geleceğe aktarma misyonuyla hareket eden müzelerde kültürel varlıkların sürdürülebilirliği, koleksiyonların fiziksel devamlılığı açısından da büyük önem taşımaktadır ve bu konu, günümüzde artık tartışmaya ihtiyaç duyulmayan bir gerçek olarak kabul edilmektedir.
Müzeler de tıpkı diğer yapılar gibi hem fiziksel olarak hem de koleksiyonları açısından doğal ve insan kaynaklı afetlerden etkilenmektedir.
Afetler; depremler, yangınlar, seller, savaşlar, terör saldırıları, nükleer kazalar gibi olaylarla meydana gelir ve insan eliyle şekillenen çevre üzerinde yıkıcı etkiler yaratır. Tarih boyunca dünya, bu tür felaketlerle karşı karşıya kalmış, hem maddi hem de manevi anlamda ağır kayıplara yol açmıştır. Gerekli bilimsel koruma önlemleri alınmaz ve bu önlemlere yönelik yönetim ve planlama gerçekleştirilmezse, kültürel varlıkların oluşturduğu bütün üzerinde kapsamlı kayıplar ve geri dönüşü olmayan tahribatlar meydana gelebilir. Özellikle 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen ve geniş bir coğrafyayı etkileyen depremler, kültürel miras yönetiminde afet planlarının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha açıkça ortaya koymuştur.
Kültür varlıklarının korunmasına yönelik uluslararası sözleşmeler bu alandaki çabaların temelini oluşturmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan UNESCO ve tarihi merkezlerin korunmasını tanımlayan 1964 tarihli Venedik Tüzüğü, bu alandaki uluslararası yaklaşımların temelini oluşturmaktadır. Bu gibi depremler ve diğer afetler karşısında oluşacak zararların en aza indirilebilmesi için, kültürel varlıklar ve müzelerin afetlere karşı dayanıklı hale getirilmesi gereklidir.
Bu noktada “Afet Yönetimi” (Disaster Management) kavramı ön plana çıkar. Afet Yönetimi; afetlerle mücadelede planlama, araştırma ve gözlemle etkilerin azaltılmasına yönelik alınan tedbirlerin gelişimini sağlayan; önleme, zarar azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme aşamalarını içeren, geniş kapsamlı ve disiplinler arası bir yönetim modelidir. Bu yönetim anlayışı, afetlerin öncesinde, sırasında ve sonrasında yapılması gereken teknik, yönetsel ve yasal çalışmaları belirlemeyi ve sistemi deneyimlerle sürekli geliştirmeyi hedefler.
Pazarcık ve Elbistan merkezli depremler sonrasında Hatay ve çevresinde Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülen detaylı hasar tespit çalışmaları ve kurtarma müdahaleleri devam etmektedir. Hatay Kültürel Mirasını Koruma Bilimsel Danışma Kurulu’nun oluşturulması ve afet bölgesinde Kazı Başkanlıklarının kurulması bu alandaki olumlu adımlardandır.
Ancak bu sürecin kurumsal bir çerçevede yürütülmesi, yalnızca merkezi yönetimin değil, yerel yönetimlerin, müze profesyonellerinin, akademik çevrelerin ve sivil toplumun da iş birliğiyle sürdürülmesi elzemdir. Başta Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesindeki müzeler olmak üzere; farklı yönetim yapılarında bulunan tüm müzelerin ilgili yasa, yönetmelik, yönerge ve kılavuzlara bir sistem dahilinde uyması ve bu uygulamaların denetlenmesi büyük önem taşımaktadır. Alana dair yazılmış bilimsel yayınlar ve akademik tezlerin uygulamaya dönük tavsiyelerle hayata geçirilmesi de desteklenmelidir.
Afetlerin doğrudan ya da dolaylı olarak neden olduğu yıkımlar yalnızca binaları değil, bir milletin kültürel hafızasını da tehdit etmektedir. Bu nedenle, müzelerde ve kültürel varlıkların korunmasında afet yönetimi bilincinin kurumsal ve toplumsal düzeyde yerleşmesi, ulusal bir sorumluluk olarak ele alınmalıdır. Kültürel varlıkların korunması ve bu alanlarda çalışan uzmanların desteklenmesi, gelecek nesillere sağlam bir miras bırakma taahhüdümüzün bir gereğidir.
Kahramanmaraş merkezli depremlerde ülkece hem maddi hem de manevi olarak büyük yıkımlara şahit olduk. Bu bağlamda özellikle tarihi yapılarımız daha önce hiç şahit olmadığımız kadar
Kültürel mirasların fotoğraflanması, belgelenmesi ve halka ulaştırılması son derece büyük önem taşımaktadır. Çünkü sosyal medya, günümüzde en hızlı ve en güçlü iletişim araçlarından biri haline
“Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen iki kazma, iki kürek, iki de ırgat gerek / Hadi gel geri yapalım şunu desen bir Sinan bir de
Depremler, yalnızca yer kabuğunun hareketlerinden ibaret doğal olaylar değildir; aynı zamanda toplumların kültürel kimliğini, sosyal ilişkilerini ve tarihsel sürekliliğini şekillendiren güçlü birer tarihsel deneyimdir. Hatay
