Gökyüzünden Belleğin Diğer Yüzü: Hatıralar ve Yıkıntılar – Uğur TÜMER

Her sabah güneşin gökyüzünden süzülen ilk ışınlarıyla açardı gözlerini çocuklar, gençler, kadınlar, yaşlılar ve şehirler. Bazı şehirler vardır ki; her sokağıyla, insanların teninde, sesinde, dilinde ve yüreğinde taşır hikâyesini. Zamanla büyüyen koca çınarlar misali fark edilircesine ben buradayım der. Kökleri daha eski, dalları iri, yaprakları daha diridir. Dünyayı kucaklarcasına her yöne uzanan dallarıyla, gölgesinde tarihin serinliğini hissettirir. Eskidir, farklıdır, ruhu olan bir canlıdır bazı şehirler. Ve onlardan biri. Asırlar boyunca nice kavimlerin, imparatorlukların ve inançların yolunun kesiştiği şehir: Antakya. 


Asi Nehri’nin asi akışına yaslanan, bereketli Amik Ovası’nın kalbinde filizlenen bu kadim şehir bir medeniyetler mozaiği, insanlığın ortak hafızası oldu. Büyük İskender’in komutanlarından Seleukos Nikator’un eliyle M.Ö. 300 yılında kurulan Antakya, kısa zamanda Doğu’nun ışığına dönüştü. Roma döneminde, imparatorların gözbebeği haline geldi; yollarında at arabalarının gürültüsü, tiyatrolarında kahkahalar, meydanlarında filozofların sesleri yankılandı. “Doğu’nun Kraliçesi” diye anılan şehir, ticaret durağı olmakla kalmadı aynı zamanda fikirlerin, inançların ve sanatın harmanlandığı bir mozaik halini aldı.


Antik çağın en görkemli mozaikleri, o günlerden bugüne Antakya’nın sessiz tanıklarıdır. Her bir taşında hatıralar yüklü olan Antakya; aşkın, savaşın, barışın, umudun hikâyesini kuşaktan kuşağa aktararak bu günkü torunlarına miras olarak bıraktı.


Hristiyanlığın ilk cemaatleri burada toplandı; ezan sesleriyle çanların, çanlarla da duaların birbirine karıştığı çok sesli bir şehir oldu Antakya. Bizans’ın ihtişamından, Emevîlerin izlerine; Haçlıların ayak seslerinden Osmanlı’nın hoşgörüsüne kadar her dönem, Antakya’nın ruhuna bir nakış gibi işlendi. Yüzyıllar boyunca ateşle suyu, doğuyla batıyı, farklı dinleri ve kültürleri aynı sofrada buluşturdu bu kadim şehir. Ta ki 6 şubat 2023 saat 04:17’ ye kadar. 


Yüzyılın felaketi olarak adlandırılan büyük deprem yer altındaki fayların kırılmasından çok tarihin kırılmasına sebep oldu. On binlerce insanı kaybetmekle kalmayan bu şehir aynı zamanda hafızasında oluşan büyük travmalara ayna tutuyor bu günlerde. Şehrin her sokağında, her taşında ve her adımda en yoğun olarak hissedilen ortak bir duygu var. Tıpkı her taşında tortu gibi duran tarihin izlerini, Antakya çocuklarının seslerini beyazına bulayan üzeri tozlu hatıralarla yoğrulan boşluk duygusu.


7 defa depremlerle sarsılan bu şehir toprağına düşen her gözyaşını Asi Nehri taşıdı, kalbine kazıdı. Ve Antakya, her defasında küllerinden yeniden doğdu. Asırlar sonra bile bu gün hâlâ sokaklarında yürüyen bir yabancıyı, yıkıntılarının üzerindeki tozlu hatıralarıyla etkilemeyi başarır bu şehir. Tarihin nefesini barındıran ortak bir kültürün dayanılmaz hafifliğini çeker insanlar ruhunun derinlerine.


Bir kilise çanı ile bir cami ezanı bu yıkık şehirde hala aynı anda göğe yükseliyor, aynı gökte birleşerek her sabah güneş ışınlarıyla yeniden şehrin üstüne doğuyor.
Antakya, yalnızca bir şehir değil; insanlığın hatıra defterinde açılmış altın bir sayfadır. Bu sayfa her dönemde yeniden yazıldı, ama özünde daima birlik, çeşitlilik ve dirilişin şehri olarak kaldı.

More Posts