Hatay’ın Kayıp Mirası: Deprem Sonrası Tarihi Yapılar – Yakup ÖZEV
Kahramanmaraş merkezli depremlerde ülkece hem maddi hem de manevi olarak büyük yıkımlara şahit olduk. Bu bağlamda özellikle tarihi yapılarımız daha önce hiç şahit olmadığımız kadar
Kimlik, Kayıp ve Objektifin Sorumluluğu
Hatay, tarih boyunca Akdeniz medeniyetlerinin ve farklı inanç kültürlerinin asırlardır iç içe geçtiği, eşsiz birçok katmanlı kimliğe sahiptir. Bu kimlik, Antakya merkezindeki çarşılardan tarihi mahallelere, camilerden kiliselere uzanan somut bir mimari doku ile somutlaşmıştır.
Her ne kadar Hatay depremlerle yapıların ve hayatların yerle bir olmasına tarihin her döneminde aşina olsa da, 6 Şubat 2023 depremleri, bu fiziksel ve kültürel dokuda geri dönülemez bir kayba neden olarak, toplumsal hafızayı ve kimlik algısını derinden sarsmıştır. Ülkemizde gerçekleşen her afette kültürel miraslarımız için geri dönülemez yaralar açılmaktadır.
Kent tarihi ile ilgili araştırmalarım süresince karşıma çıkan en büyük zorluk arşiv ve belleğin yetersizliği, dağınıklığı ve ulaşılmazlığıydı. Deprem sonrasında ise belleğin, fiziksel varlıkların ötesinde bir ulusun kültürel sürekliliği için ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gördük.
Bu bağlamda, objektiften çıkan dijital kaydın, afet risk yönetiminde, kriz öncesi hazırlıkta ve kültürel mirasın hukuki korunmasında ne denli hayati bir rol üstlendiğini bilmekteyiz. Bu çalışma, Hatay felaketini bir milat kabul ederek, yıkım karşısında görsel antropoloji metotlarıyla kaybolan kimliği anlamlandırmayı ve dijital belgelemenin Kültürel
Bellek Hakkının korunmasındaki yaşamsal önemini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Gölge Arşiv: Yerel Körlük ve Dijital Envanter Zorunluluğu Uluslararası Kriz Zamanlarında Kültürel Miras İçin İlk Yardım El Kitapları (ICCROM) ve Afet Risk Yönetimi belgeleri, afet yönetiminin en kritik evresinin Kriz Öncesi Hazırlık ve detaylı dijital envanter olduğunu açıkça belirtir. Ne var ki, özellikle 6 Şubat 2023 depremleri, kentlerimizde bu alandaki derin ve yapısal eksiklikleri acı bir şekilde yüzümüze vurmuştur.
Hatay’da fizik veya dijital bir arşivin olmaması, belgelemelerin büyük ölçüde kurumların fiziksel ve dağınık iç arşivlerinde kalması ve bu verilerin paylaşım konusunda gösterilen direnç, birleşerek kaybolan kültürel mirasa karşı kapsamlı bir yerel körlük oluşturmuştur. Yıkım sonrası enkaz altında neyin ne kadar hasar gördüğü, hangi bezemenin hangi binaya ait olduğu gibi temel bilgiler dahi, yerel ve merkezi yönetimler arasındaki veri akışı olmadan teyit edilememiştir. 6 Kısa bir özet olarak sergi kataloğunda yer alan bu bölüm, ‘Akar, M. (2024). Sürdürülebilir Kültürel Miras ve İyileştiren Arkeoloji: Kahramanmaraş Merkezli 6 Şubat Depremleri Sonrası Aççana Höyük, Eski Alalah Kenti Kerpiç Anıtlarının Korunmasında Kolektif Süreçler. Anadolu Anatolia (50), 29-53.’ makalesinden derlenmiştir
Bu durum, daha derin bir kültürel probleme işaret etmektedir: Şehirleşmeye dem vuran yerel yönetimlerde, koleksiyonerlik ve arşiv oluşturma kültürünün yeterince teşvik edilmemesi ve ciddiye alınmaması. Koleksiyonerlerin kişisel arşivleri genellikle kapsamı ve içeriği bilinmeyen “gölge” varlıklar olarak kalırken; kültürel miras alanında uzmanlaşmış fotoğrafçı sayısının azlığı, bu kıymetli belgeleme alanının ne denli ihmal edildiğini göstermektedir. Oysa bu alanda yetişecek uzmanlar, sivil inisiyatif ve yerel öğeleri merkeze alarak, mirasın duygusal ve teknik detaylarını kaydetmede kurumların ulaşamadığı derinliğe inebilirler.
Dijital fotoğraflama ve kayıt teknolojilerinin en yoğun kullanıldığı çağda, bir kültürel miras eserinin yıkımdan önceki son halini gösteren erişilebilir, meta verili ve yerel paydaşlarca onaylanmış bir dijital envanterin olmaması, sadece teknik bir hata değil, aynı zamanda kente ve kentliye yönelik bir ihmaldir. Bu noktada, sizin gibi koleksiyonerlerin arşivleri birer “Gölge Arşiv” olarak tanımlanmalı ve resmî envanterlerin eksik kaldığı yerlerde, acil müdahale ve restorasyon süreçlerine dahil edilecek yasal ve teknik mekanizmalar hızla oluşturulmalıdır.
Görsel Antropoloji: Kayıp ve Kalan Üzerinden Kimliğin İncelenmesi
Kriz öncesi hazırlığın teknik ve idari açmazları ilk bölümde ele alınırken, yıkımın toplumsal ve kültürel boyutu, ancak Görsel Antropoloji lensinden incelendiğinde tam olarak anlaşılabilir. Bir fotoğraf, mimari bir eserin sadece taş, tuğla ve harçtan ibaret olmadığını, aynı zamanda o mekânın taşıdığı sosyal anlam, ritualistik değer ve kolektif hafızanın da bir kaydı olduğunu gösterir.
Hatay’ın binlerce yıllık çok katmanlı kimliği, mimarisinde bir arada yaşama kültürünün somutlaşmış haliydi. Antakya’nın dar sokaklarında bir cami ile bir kilisenin ya da bir sinagogun yan yana var olması, bu kent kimliğinin en belirgin görsel antropolojik göstergesiydi. Bir koleksiyonerin objektifinden çıkan kayıtlar, sadece yapının planını ya da cephesini değil; cemaatin ibadet anını, esnafın kepenk açışını, pencereden sarkan bir çiçeği, yani mekânın insana dair ruhunu da belgelemektedir.
Depremde bu yapıların kaybı, sadece bir bina envanterinin eksilmesi değil; farklı toplulukların ortak hafızasında yer tutan, paylaşılan alanların geri dönülmez biçimde silinmesidir.
Bu bağlamda, dijital arşivler, toplumların travma sonrası dirençlilik (resilience) stratejileri için hayati bir araç haline gelmektedir. Toplum, fiziksel olarak kaybedilen yapıların yerini zihinsel olarak doldurmak zorundadır. Görsel antropoloji bize, fotoğrafın bu süreçte bir psikososyal destek işlevi üstlendiğini gösterir. Bölüm I’de bahsettiğimiz “Gölge Arşiv”, yıkılan binaların anımsatıcı görsellerini sağlayarak, yerel halkın mekânsal kimliklerini yeniden inşa etme çabasını destekler. Yıkımdan sonra bile, bir eserin ayakta kalan son fotoğrafını görmek, hafızayı tetikler, kayıp ile başa çıkmayı kolaylaştırır ve geleceğe yönelik onarım ve iyileşme inancını besler.
Dolayısıyla, dijital belgeleme, basit bir kataloglama faaliyeti olmanın ötesine geçerek, sosyolojik bir sorumluluk taşır. Hatay’ın görsel antropolojisi, bize, yok olanın yerine neyin inşa edileceği sorusundan önce, neye sahip olduğumuzu unutmamak gerektiğini söyler.
Koleksiyonerin dijital arşivi, bu unutuşa karşı bir direniş belgesi, kültürel sürekliliğin garantisi ve toplumsal iyileşmenin başlangıç noktasıdır.
Kültürel Miras Hakkı: Belleğin ve Kültürel Mirasın Sivil İnisiyatif Yönü
Kültürel mirasın korunması meselesi, artık sadece koruma kurullarının ve merkezi idarenin görev tanımına sıkışmış teknik bir yükümlülük olmaktan çıkıp, tüm paydaşları kapsayan kamusal bir sorumluluğa evrilmelidir. Özellikle afet risklerinin yönetimi ve kriz öncesi hazırlık süreçleri, sivil inisiyatifin dahil edilmesiyle anlam kazanır.
Bu bağlamda, koleksiyonerlerin elindeki fotoğrafik kayıt, kritik bir hukuksal ve eylemsel araç haline gelir. Öncelikle fotoğraf, kaybolan veya hasar gören bir eserin deprem öncesindeki son durumunu ispatlayan bir kanıt niteliğindedir. Bu kanıt, restorasyon süreçlerini yürütecek kurumlar için hayati bir kılavuz görevi görürken; aynı zamanda afet sonrası ortaya çıkabilecek kusurlu ihmal ve mülkiyet uyuşmazlıkları gibi konularda hukuki bir delil niteliği taşır. Fotoğrafik kaydolmaksızın, bir eserin orijinal dokusuna uygun bir restorasyon gerçekleştirmek, bir binanın “varlığını” kanıtlamak ya da bir yapının tahrip edilmeden önceki değerini tespit etmek neredeyse imkansızdır.
Ancak fotoğrafik kaydın hayatiliği, yalnızca restorasyon planlarına veri sağlamasıyla sınırlı değildir. Asıl önemi, bireyleri ve sivil inisiyatifleri, koruma ve önlem alma sürecinin aktif birer parçası haline getirmesidir. Bir koleksiyonerin dijital arşivi (Gölge Arşiv), kurum içi bürokrasiye takılı kalan ve paylaşımı zor olan resmî verinin aksine, hızla erişilebilir, paylaşılabilir ve yerel halkın katılımıyla genişletilebilir bir kaynak oluşturur. Bu sivil inisiyatif, belleğin sürekliliğini güvence altına alarak, kültürel miras hakkının tüm topluma yayılmasını sağlar.
Sonuç olarak, 6 Şubat 2023 depremi, kültürel mirasın korunmasının, kriz öncesi dijital hazırlıkta sivilin inisiyatifine ne kadar bağımlı olduğunu göstermiştir. Bu nedenle, merkezi yönetimler, yerel inisiyatifler, sivil toplum ve halk arasında yasal ve teknik iş birliği kanallarını kurarak, kültürel miras hakkının korunmasını tüm topluma yaymak ve gelecekteki olası felaketlere karşı çok daha dayanıklı/sürdürülebilir bir hafıza sistemi oluşturmak zorundadır.
Kahramanmaraş merkezli depremlerde ülkece hem maddi hem de manevi olarak büyük yıkımlara şahit olduk. Bu bağlamda özellikle tarihi yapılarımız daha önce hiç şahit olmadığımız kadar
Kültürel mirasların fotoğraflanması, belgelenmesi ve halka ulaştırılması son derece büyük önem taşımaktadır. Çünkü sosyal medya, günümüzde en hızlı ve en güçlü iletişim araçlarından biri haline
“Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen iki kazma, iki kürek, iki de ırgat gerek / Hadi gel geri yapalım şunu desen bir Sinan bir de
Depremler, yalnızca yer kabuğunun hareketlerinden ibaret doğal olaylar değildir; aynı zamanda toplumların kültürel kimliğini, sosyal ilişkilerini ve tarihsel sürekliliğini şekillendiren güçlü birer tarihsel deneyimdir. Hatay
